|
Özhan Öztürk
|
|
Özhan Öztürk tarafından yazıldı
|
|
Pazartesi, 20 Ağustos 2007 12:26 |

2005 yılı Ağustos ayında Rusya ve Çin tarihlerinde ilk kez ortak bir askeri tatbikat düzenlemişlerdi. Rusya’nın doğusunda Vladivostok kentinde gerçekleştirilen "Barış Misyonu 2005" tatbikatına iki ülkenin kara, deniz ve hava kuvvetlerinden 10 bin asker görev yapmış, Çin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Liang Guanglie, tatbikatın amacını “uluslararası terörizm, ayrılıkçı ve radikal hareketleri” hedef alma olduğunu açıklamıştı. Gerek Guanglie’nin “ayrılıkçılık” vurgusu gerekse tatbikatın ikinci haftasında, Çin’in doğusunda, Tayvan’a yakın yerlerde çıkartma senaryoları da uygulanması, Tayvan’a karşı silah kullanma hakkını saklı tutup, günden güne askeri gücünü arttıran Çin’in açık niyetini gözler önüne serse de Rusya’nın gizli niyeti farklıydı. Çin’e her geçen gün daha fazla silah satan Rusya muhtemelen Tayvan yüzünden çıkabilecek bir çatışmada aktif yeni partnerine aktif destek vermekten kaçınacaktı ama daha o zaman Amerika’nın etki alanını alanen girdiği Ortadoğu’dan Kafkasya ve özellikle Orta Asya’ya dek genişletme politikasına karşı sağlam bir ortak bulduğunun farkındaydı. Dönemin Amerika Savunma Bakanı Donald Rumsfeld tatbikattan kaygı duymadığını açıklamasına karşın, gerek Beyaz Saray gerekse Amerikan Enterprise Enstitüsü gibi think-tank kurumları NATO karşıtı yeni bir oluşumun temellerinin atıldığının farkına varmışlardı.
Şangay İşbirliği Örgütü 2001 yılında Çin ve Rusya’nın uyuşturucu ve silah ticareti ile mücadele amacıyla dört Orta Asya ülkesini de (Kazakistan, Özbekistan, Tacikistan ve Kırgızistan) aralarına alarak kurdukları Şangay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) 2006 yılında savunma bakanları düzeyinde toplandıktan sonra bu yıl Barış Misyonu 2005’in devamı niteliğinde ortak bir askeri tatbikat düzenleme kararı almıştı. ŞİÖ kurulumundan 6 yıl sonra ABD’nin etki alanının genişlemesine ve NATO’nun operasyon alanının tüm dünyayı kapsama stratejinin ardından kendini bir denge unsuruna dönüştürmek istemişti. Örgüte üye 6 ülkenin 6 bin 500 asker ile 500 muharip araçla katılımıyla Rusya’nın Çelyabinsk bölgesinde 7-17 Ağustos tarihleri arasında düzenlediği sözde “terörle mücadele” amaçlı “Barış Misyonu 2007” tatbikatına İran, Moğolistan, Hindistan ve Pakistan’ın gözlemci statüsünde yer alması sanırım ABD’ye öncekinden daha net mesajlar vermeyi amaçlıyordu. Ermenistan ve Beyaz Rusya’yı da kapsayan Moskova güdümündeki Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’ (CSTO), ŞİÖ üyeleriyle ortak tatbikat çağrısında bulunması, “Azarakeş” adıyla F-5 savaş uçalarının taklitlerini üretmeye başlayan İran’ın üyelik için resmen başvurması, Sovyetler Birliği'nin dağılması sonrası durdurulan uzun menzilli füzeler taşıyan uçakların düzenli uçuşlarını yeniden başlatılması en azından Asya kıtasında yeni dengelerin oluşmaya başladığını gösteriyor.
Sonuç Rusya ve Çin’in Orta Asya ülkelerini de yanlarına alarak, Çin askerlerinin de ilk kez Rus topraklarına girme fırsatı bulduğu tatbikatta 1000 kadar ağır silahlı sözde teröristin sembolik kovalamacasının arka planında, Washington’un Orta Asya’nın stratejik ve doğal zenginliklerine göz dikmesi ve etki alanını Kafkasya ve Orta Asya’ya doğru genişletmesine duyulan tepki yatıyor. Eski Avrupa uydularını 90’larda Anglo-Sakson etki alanına kaptıran Rusya yeni ittifağın fikirsel öncülüğün yanısıra tatbikat masraflarının karşılayarak, gittikçe silahlandırdığı ve Tayvan’ı ilhak politikasına destek verdiği Çin’i de yanına alarak “arka bahçesinde” misafir istemediğini açıkça ortaya koyuyor. Bu yeni denge politikasına ve tehditlere karşın ABD, belki endişeli ama kendinden emin bir şekilde bölgeye girmeye çalışacaktır. Afganistan’a kalıcı olarak yerleşen NATO’nun orta vadeye kalmadan bölgede çıka(rıla)cak yeni çatışma alanlarında huzur ve demokrasiyi savunma bahanesiyle yerleşip, etki alanını genişleteceği günler sanırım gün sayıyor. Kısacası baltalar topraktan çıkarıldığı günümüzde Türkiye’nin gerekse dilsel gerekse dinsel yakınlığı bulunduğu bölgede ABD’nin gözü kulağı olacağından şüphesi olmasın. Ülkemizdeki politik iktidarın güvenilir ellere teslimi gerçekleştiğine göre, en geç 2008’de Irak petrollerinin kontrolünü kendisiyle en uyumlu çalışabilecek bir düzene(ğe) bağlayıp, birdenbire etnik ya da dini çatışmaların kontrolden çıkacağı Orta Asya despotluklarını yıkmak için bu ülkelerdeki demokrasi arayışının takipçisi olacağından kimsenin şüphesi olmasın. Orta vadede Türkiye’de yeniden Turancılık akımı hortlarsa, MHP oyları - Kürt ayrılıkçığına ya da başka bir reaksiyoner tepki yüzünden - bir şekilde patlayıp iktidara ulaşırsa, açıklaması ne olursa olsun bilelim ki Tanrıdağı’nın değil Adam Smith’in meşhur gizli elinin gösterdiği doğrultuda gidecek, ABD’nin Orta Asya politikasının ayaklarından biri olacağız.
Makale: © Özhan Öztürk, 19 Ağustos 2007 Pazar, İstanbul
|
|
LAST_UPDATED2 |