|

ABD'de faaliyet gösteren en eski Yahudi lobisi kuruluşlarından (1913 yılında kurulmuş) New York merkezli ADL (Anti-Defemation League - İftirayla Mücadele Birliği) 1915 olaylarını bugüne dek zulüm olarak tanımlayan tavrını değiştirip 21 Ağustos günü kurum başkanı Abraham H. Foxman’ın açıklamasıyla ilk kez soykırımı tanımasının yarattığı küçük kriz İsrail aracılılığıyla gerçekleştirilen diplomasi yoluyla şimdilik atlatılırken ortaya çıkan soru işaretleri Ankara’nın bundan sonrası için atması gereken adımlar hakkında ipuçları verdi. ADL bu kararı nasıl aldı?Ermenilerin yoğun yaşadığı Watertown kentindeki bir gazetede David Boyacıyan imzalı bir makale’de 'soykırım' konusunda ADL'yi sorgulamasının ardından ADL’nin New England bölge sorumlusu Andrew Tarsy bir toplantıda Yahudi toplumunca yuhalanınca fikir değiştirip Ermeni tezlerini kabul etmiş bu yüzden görevden alınmıştı. Ardından Acton, Newton, Boston'daki Yahudi toplulukları 'Ermeni soykırımının' tanınması için dilekçe kampanyası başlatıp, ADL’ye gözdağı vermişti. Cemaat içindeki kopma tehlikesini gözönünde bulunduran Foxman’da ABD Temsilciler Meclisi'nde 435 üyeden 225'inin desteklediği tasarıyı desteklemeyeceklerini vurgulamasına karşın ilk olarak Yahudiler dışındaki bir halk için soykırım sözcüğünü kullandıkları tarihi açıklamayı yapmıştı.
Foxman “Osmanlı İmparatorluğu'nun Ermenilere karşı 1915-1918 döneminde gerçekleştirdiği acı verici olayları hiçbir zaman yadsımadık. Bunları her zaman katliamlar ve zulümler olarak tanımlayageldik. Konuyu düşünüp tarttıkça, bu olayların yol açtıklarının bir soykırım sayılacağı konusunda Sir Morgenthau'nun görüşünü paylaşmaya başladık. Eğer o dönemde soykırım terimi mevcut olsaydı, buna da soykırım denilecekti” sözleriyle ADLnin tavrındaki U dönüşünü ortaya koyduktan sonra Nobel ödülü sahibi Elie Wiesel ve diğer tarihçilere danışıp onaylarını aldıklarını belirtmişti. Foxman, "Umarım Türkiye, geçmişiyle yüzleşmesinde ve tarihin bu karanlık faslı konusunda Ermenilerle bir uzlaşma sağlamaya çalışmasında ısrar edenlerin, Türkiye'nin dostları olduğunu anlayacaktır" temennisinin ardından Kongre'deki soykırım tasarılarının yapıcı olmadığını; Türklerle Ermeniler arasında uzlaşmayı teşvik etmeyeceğini; Türkiye'deki Musevi cemaati ve Türkiye, İsrail ile ABD arasındaki önemli çoktaraflı ilişki için risk yaratacağını" vurgulayarak tasarıyı açıktan desteklemeyeceklerinin sinyallerini vermişti.
“In light of the heated controversy that has surrounded the Turkish-Armenian issue in recent weeks, and because of our concern for the unity of the Jewish community at a time of increased threats against the Jewish people, ADL has decided to revisit the tragedy that befell the Armenians.
We have never negated but have always described the painful events of 1915-1918 perpetrated by the Ottoman Empire against the Armenians as massacres and atrocities. On reflection, we have come to share the view of Henry Morgenthau, Sr. that the consequences of those actions were indeed tantamount to genocide. If the word genocide had existed then, they would have called it genocide. I have consulted with my friend and mentor Nobel Laureate Elie Wiesel and other respected historians who acknowledge this consensus. I hope that Turkey will understand that it is Turkey's friends who urge that nation to confront its past and work to reconcile with Armenians over this dark chapter in history. Having said that, we continue to firmly believe that a Congressional resolution on such matters is a counterproductive diversion and will not foster reconciliation between Turks and Armenians and may put at risk the Turkish Jewish community and the important multilateral relationship between Turkey, Israel and the United States.” İsrail’in tavrıİsrail'in Ankara Büyükelçiliği de ADL'in tavır değişikliğine karşın tarafsız politikasını değiştirmediğini 22 Ağustos’ta yaptığı resmi bir açıklama ile aşağıdaki metinle duyurdu: "Museviler ve İsrailliler olarak, aralarında Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemi olan 1915-1916 yıllarında Ermeni nüfusu içinde yaşanan öldürme olaylarının da bulunduğu insanlık trajedilerini hatırlama konsunda özellikle hassasız ve ahlaki zorunluluk duymaktayız. İsrail devleti bu dehşet verici olayları hiçbir zaman inkâr etmemiştir. Tam tersine verilen kurbanların sayısının yüksekliği ve Ermeni halkının katlanmak zorunda kaldığı korkunç acıları dikkate alarak her iki tarafta da bu konuyla bağlantılı duygusal yoğunluğu anlıyoruz. Bununla birlikte, yıllar içinde bu konu maalesef Ermeniler ile Türkler arasında yüklü bir siyasi konu halini aldı ve iki taraf da kendi iddialarının haklılığını kanıtlamaya uğraşıyor. Bu nedenle İsrail devleti ne bir taraf ne de ötekinin tarafında yer almamakta ve geçmişte ne olduğuna dair hiçbir karar açıklamamaktadır. Tarafların, geçmişin on yıllardır açık yaralarını iyileştirecek açık bir diyalog içine girmelerini umarız." Türkiye’nin doğru muhatabıADL'nin tavrı dahası diğer Yahudi kuruluşlarınında benzer tavrı gösterebileceği ihtimali Ankara'da gayet doğal olarak rahatsızlık uyandırdı. Ankara son derece doğru diplomasiyle lobiler yerine doğrudan İsrail hükümetiyle diyalog kurdu. İlk olarak Dışişleri Bakanı ABDullah Gül'e veda ziyaretine gelen Büyükelçi Pinhas Avivi'ne duyulan rahatsızlık iletilip, tatil için Türkiye’de bulunan Tel Aviv Büyükelçisi Namık Tan alelacele İsrail’e gönderilince İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Perez 23 Ağustos’ta Başbakan Tayyip Erdoğan’ı telefonla arayarak İsrail’in "Türkiye Ermeni soykırımı gerçekleştirmiştir" yönünde politikası olmadığını vurguladı ve ABD’deki Musevi kuruluşları nezdinde her türlü girişimi yapacağını bildirdi. Aynı gün ADL’nin web sitesinde Türkiye ile Ermenistan arasında uzlaşma için çaba harcayacaklarını yinelediklerini bildiren “ADL Reiterates Support For Efforts To Reconcile Turkey And Armenia” başlıklı daha dengeli ve soykırım kelimesinin tekrarlanmadığı Abraham H. Foxman’ın açıklaması yayınlandı “We must encourage steps to create an atmosphere in which Armenia will respond favorably to the several recent overtures of Turkey to convene a joint commission to assist the parties in achieving a resolution of their profound differences. We believe there are many renowned historians, human rights activists and distinguished world leaders who are willing to lend their knowledge, experience and judgment to this cause. We know that earlier this year, Professor Elie Wiesel and more than 50 of his fellow Nobel Laureates called for concrete steps to be taken by Turkey and Armenia to find a way forward to reach the goal of reconciliation, and that, last week, Professor Wiesel reaffirmed his support for efforts to create a body in which both Turkish and Armenian experts can come together to work cooperatively in re-examining the shared past of both peoples.
The force and passion of the debate today leaves us more convinced than ever that this issue does not belong in a forum such as the United States Congress. The proper role of those of us who deeply believe the controversy must be resolved is to promote and support Turkey and Armenia in efforts to bring them together to begin the process of reconciliation. Although independent scholars may have reached a consensus about the genocide, in an effort to help accomplish the reconciliation there is room for further dispassionate scholarly examination of the details of those dark and terrible days. ADL and the American Jewish community should focus their attention on supporting efforts to urge Turkey and Armenia to make this happen” Başbakan R.T. Erdoğan 24 Ağustos tarihli basın açıklamasında ADL'den faks geldiğini ve kurumun üzüntülerini ifade ettiklerini bildirmesine karşın ADL’nin resmi web sitesinde bu tür haber bu yazının yazıldığı 25 Ağustos sabahı itibarıyla yayına girmedi. Yahudi lobisinin ABD’deki gücü
ABD’de 5-6 milyon civarında Yahudi yaşadığı sanılıyorsa da toplam nüfusun ençok 1/50’si oluşturan Yahudiler ülkedeki önemli şirketlerin sahibi konumundalar kısacası maddi güçleri ve sıkı cemaat ilişkileri yüzünden nüfuslarına oranla devlet politikasındaki ağırlıkları daha fazla American Enterprise Institute ve Hudson Enstitute gibi ülkenin dış politikasına yön veren düşünce kuruluşları da Kongre üyeleri ve başkan adaylarının kampanyaları da cemaatin yardımlarından fazlasıyla nasibini alıyor. Buna karşın bu temsil gücünü abartmamak ve ABD’de Yahudi karşıtı başka lobilerin de bulunduğunu da gözden çıkarmamak gerek. Tüm bu lobilerin ortak özelliği ise ABD’nin her yıl 3 milyar dolar yardım gönderdiği 5,5 milyon nüfuslu İsrail'e duydukları sonsuz sadakat. Dikkate değer geri plan Türkiye’nin hükümetler arası sürdürdüğü bürokratik ve diplomatik çabalarına karşı birebir insanları kazanmaya çalışan ve doğru ile yalnışı birbirine karışitırarak mağduriyet ticareti yapan Ermeni lobisi açıkça günden güne mevzi kazanıyor. Sıradan ABD ya da AB vatandaşalrı yabancı bir ülkenin bir dışişleri yetkilisinin filanca gazetede yayınlanan açıklamasındansa hergün selamlaşıp aynı dili konuştuğu Ermeni komşusunun anneannesinden dinlediği anıları daha gerçekçi buluyor. Konuyu zamana yayarak unutturmaya çalışsa hatta sıradan insanların kitapçılarda yanından bile geçmediği tarih köşesinde cilt cilt kitaplar yayınlasa bile hiç bir devlet bu tip birebir propaganda mekanizmasına karşı açtığı savaşı kazanamaz. Hamas yakınlaşmasının karşılığı mı?Dışişleri Bakanı Abdullah Gül şubat ayında ABD ziyaretinde aralarında ADL’nin temsilcilerinde olduğu Musevi cemaatleri ile görüştüğünde, Türkiye’nin Hamas’la yakınlaşması ve İsrail yönetimini eleştirilmesinden duyulan rahatsızlık dile getirilmişti. SonuçDeneyimli Türk diplomatları küçük krizden gerekli uyarıyı, alıp doğru muhatabı saptayıp, çözüm yollarını aramaya başladılar bile buna karşın Ortadoğu politikamız ve Ermeni tezlerine karşın ihmale gelmeyecek iki notu yazacağımız kağıdı yastık altında saklamak gerekecek. Öncelikle içimiz rahat olsun Ermeni tasarısı ABD kongresinden kolay kolay geçmeyecek! Ermeni iddialarına karşın Türkiye’nin en önemli hatta tek destekçisi ABD’deki Yahudi lobisi! Ortadoğu’nun süpergücü olan Türkiye’nin Araplar ile Yahudiler arasındaki dengeli politikası İsrail aleyhine dönerse bölgede bütün taşlar yerinden oynar. İsrail bölgede rahatça at koşturmak ve Türkiye’nin elini ayağını bağlayabilmek için bir yandan saman altından su yürütüp Ermeni tasarısının sürekli gündemde kalmasını sağlayacak bir yandan da lobi gücünü pazarlık unsuru olarak kullanacaktır. Eğer tasarı kongreden geçerse elindeki en önemli kozu kaybedeceğinden her yıl Nisan ayı geldiğinden Türk – İsrail ilişkileri’nin pazarlığı yapılacak, Türkiye’nin sınırlarında, denge politikasında ya da Ortadoğu’da önemli bir değişim olmadıkça da lobiler geleneksel görevini yapacaktır. Ermeni diasporası’nın tehditleri Türk dış politikasına yön veren en önemli etkenlerden birisi olup Ermenice bile bilmeyen 3. kuşak Anadolu çocuklarından oluşan diasporanın iplerinin Erivan’da olmadığı da ortadadır. “Tavşana kaç tazıya tut” düsturunun kurbanı olduğumuzu anlamamız için Sun-Tzu’nun müritleri olmamıza gerek var mı? İmkan olup da araştırılsa diasporanın maddi kaynakları arasında sözde Türkiye dostu kuruluşlarında çeklerine rastlansa şaşıracakmıyız yani? Samimi, etik ve insan kazanmaya yönelik dış politika! Öncelikle devlet politikasına yön veren bahsi geçen trajediden sorumlu tutulan İttihat ve Terakki’nin 3. nesil uzantılarının bürokrasiden temizlenmesi lazım ki dışardan bakılınca samimiyetimiz anlaşılsın. Demokrasinin sindirilmesi ve her konunun samimiyetle tartışılabileceği, aydınların özgüven sahibi olduğu, tarih ve eğitimim ideolojiden arındırıldığı, etnik ya da dini azınlıkların sıkıntısız yaşabileceği bir toplum düzenini oluşturalım, Ermeni meselesinin insani yönüne insanca tepkiler verelim, acı varsa paylaşalım ki bu ayıp da değil, düşmanlarımızı düşmanca duygularından dolayı utandıralım ama her şart altında başımızı dik tutalım her ne olacaksa gerisi kendiğinden gelecektir. Konunun politik yönüne gelirsek, tasarı Ortadoğu’nun petrol kaynaklarının paylaşımı ile ilintili dolaylı bir sorun olup, Türkiye doğru zaman da doğru yerde bulunduğu sürece tüm acılar gibi kütüphanelerin tozlu sayfalarında daha az okunan tarih kitaplarında kaybolacaktır. Yazı: © Özhan Öztürk, 25 Ağustos 2007, Cumartesi |