|
Yusuf Meriç tarafından yazıldı
|
|
Perşembe, 09 Nisan 2009 12:20 |
|
İnsan ve doğa sevgisini, samimiyet ile hoşgörüyü yüreğine kazıyan Kırklareli’nin sınır köyleri, renkli kültürü ve doğal güzellikleriyle Anadolu’nun batılı yüzü. Anadolu ile Balkanlar arasında binlerce yıldır bir köprü kent görevi gören Kırklareli’ne uzanan bütün yollar çok keyifli: Yaz güneşini sabırsızlıkla bekleyen ayçiçek tarlaları, meyve bahçeleri ve meşe koruları arasından, usul usul akan çayların kıyısından Bulgar hududuna doğru… Esrarengiz mağaralar ve kuru dere yatakları boyunca… En çok da taşların arasında birdenbire patlak veren Kaynarca deresinin kıyısından, billur pınarların yanı başında hayat bulan köylerin rehberliğinde… Ormanın Eflatun Gülleri 1368’de Türklerin eline geçene dek ‘Kırkkilise’ adıyla anılan, tarih içinde en çok geçişe ve istilaya uğramış ve bu yüzden de bir çok güzelliğini, zenginliğini toprak altında saklayan bir kent, Kırklareli. ?ehir merkezinin hemen doğusunda yer alan tipik bir Trakya kasabası biçimindeki Üsküp üzerinden sınıra doğru uzanıyor yolumuz. Trakya’nın kuzeydoğusunda denize parale biçimde uzanan Yıldız Dağları ya da yaygın adıyla Istrancalar, tertemiz havası, mis gibi orman kokusu, hışırdayan devasa ağaçları ve şifalı pınarlarıyla insanı hem ruhen hem de bedenen yeniliyor. Geçmişte önemli bir bağcılık merkezi olan kentin topraklarının yarısına yakını tarım arazisi bugün. İçinde bulunduğumuz yeşil dünyanın en güzel süsü ise dev ağaçların arasında eflatun adacıklar şeklinde göze çarpan orman gülleri. Yöre insanının ‘zelenka’ adını verdiği bu doğa harikası çiçeklerin açması, Balkanlar’a baharın geldiğinin işareti buralarda…
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Editör tarafından yazıldı
|
|
Perşembe, 09 Nisan 2009 11:47 |
|

İstanbul'un hemen dibindeki adalar, her mevsimde ayrı bir ruh haliyle karşılar ziyaretçilerini. Yazın tıklım tıklım dolup taşar ama kış aylarında sessizleşirler. Hep huzur veren bir sessizliktir bu. Kış sonlanıp da bahara göz kırparken, adalar, sakinliği ve kendine özgü ruhuyla en cazip ve en kolay şehirden kaçış yoludur. İlk durağımız Kınalıada. Kınalıada, Prens Adaları topluluğu içinde İstanbul'a en yakın ada olması sebebiyle tarihte en çok sürgün bu adaya yapılmış. Adını bakır ve demir madenlerinin etkisiyle kızıllaşan toprak renginden almış. İskeleden iner inmez sizi karşılayan çarşısı, adanın kalbi. Şubat ayına rağmen, yazdan kalma bir güneş kendini hissettiriyor. Adalar, sanki tüm o eşsiz görselliğini sessizce avuçlarımıza bırakmış; etrafta kimsecikler yok. Birbirinden güzel, renkli ve nostaljik evlerin arasından, ağaçların gölge yaptığı serin sokaklardan geçiyoruz. Henüz kimseler uyanmamış anlaşılan, pencere ve balkon kapıları sıkı sıkıya kapalı. Kaldırımlara yığılmış sarı yapraklar, güneşin sıcağına aldanmamızı önleyip Şubat ayında olduğumuzu hatırlatıyor bize. |
|
Devamını oku...
|
|
Emel Yenigelen tarafından yazıldı
|
|
Perşembe, 09 Nisan 2009 11:31 |
 Küllerinden yeniden doğmuş bir kent... Doğanın güzelliklerini esirgemediği bu kent, halkının azmi ve sevgisiyle de hafızalara kazınmış durumda. Kent geçmişteki acı olaylardan Erzincanlıların gayretiyle kurtulmuş, şimdi dimdik ayakta duruyor ve ziyaretçilerini ağırlıyor.Erzincan, birinci derecede deprem kuşağı üzerinde yer aldığından, tarihinde pek çok deprem yaşamış. Bunların içinde en önemlisi kuşkusuz kenti yerle bir eden, 1939 yılında meydana gelen büyük deprem. Bu yıkımın ardından kent merkezi adeta yeniden kurulmuş. Bunun sonucu olarak da, günümüzde Erzincan’ı dolaştığınızda, çok planlı cadde ve sokakları hemen gözünüze çarpıyor. Düzlük bir alana kurulmuş olan bu samimi kentte, nereye gitseniz dört bir yanındaki karla kaplı dağlar ise size eşlik etmeye devam ediyor.
Kentin daha uzak tarihini de merak ediyor ve ilk zamanlarını araştırıyoruz. Erzincan’ın ilk çağ tarihi hakkında kesin bilgiler mevcut değil. Ancak kent ve civarında M.Ö. 1050-1180 tarihinde Anadolu’da hüküm süren Hititler’in ve M.Ö. 900 yıllarında kurulan Urartular’ın izine rastlanmış olduğunu öğreniyoruz. O dönemde Van’ı (Tuspa) başkent yapan Urartular, kuzeyde Erzurum-Erzincan’a kadar genişlemişler. 1953 yılında Erzincan yakınlarındaki Altıntepe’de, Prof. Dr. Tahsin Özgüç’ün yaptığı kazı çalışmalarında da Urartular’a ait pek çok eser çıkarılmış.
|
|
Devamını oku...
|
|
Editör tarafından yazıldı
|
|
Cuma, 20 Mart 2009 16:45 |
|
 Flört etmenin en kolay olduğu şehirler nereleri dersiniz? Alman Bild gazetesi açıkladı. Flört için en ideal 10 şehir, yalnızların yalnızlıklarından kurtulmaları için iyi bir rehber niteliğindeYaz mevsimine daha var ancak yine de gideceğiniz yeri seçmeden önce bir kez daha düşünün. Sevgili arayanlar, sözümüz size! Alman Bild gazetesi sizler için belirledi. Dünyada en rahat flört edilen kentler akılları çelmek için listesini çıkarıyor. |
|
Devamını oku...
|
|
Editör tarafından yazıldı
|
|
Pazartesi, 23 Şubat 2009 00:09 |
|
 Mısır hükümeti, 5. yüzyılda depremlerle suların altında kalan ve 1994'te bugünkü kentin doğu limanı açıklarında sualtı kazılarıyla gün ışığına çıkarılmaya başlanılan antik İskenderiye kentini turistlerin ziyaret edebilmesi için bir sualtı müzesi kuracak. Su yüzeyinde kurulacak olan giriş bölümünden fiberglas tüneller aracılığıyla deniz tabanına inecek olan ziyaretçiler, sualtına açığa çıkarılan kent kalıntılarını görme imkanına kavuşacak. Tasarımını ünlü Fransız mimar Jacques Rougerie'nin yaptığı müze projesi, BM'nin kültür ajansı Unesco tarafından da destekleniyor. |
|
Devamını oku...
|
|
|
|
|
<< Başlat < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>
|
|
Sayfa 1 > 27 |